ÇKP NÜFUZU TÜRKİYE’DE: Jiang Xuebin ve Çin’in Türkiye’deki Propaganda Kampanyası

Erk Altay

Click for the English version.

Büyükelçi Jiang Xuebin, “Xi Jinping: Çin’in Yönetimi” kitabının 5. cildinin Ankara’daki tanıtım toplantısına katılıyor, 1 Temmuz 2026. Etkinlik, Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi, Çin Uluslararası İletişim Grubu ve Çin’in Ankara Büyükelçiliği tarafından ortaklaşa düzenlendi. Kaynak: Xinhua/China Daily.

Çin’in Türkiye Büyükelçisi Jiang Xuebin (姜学斌), Ocak 2025’te Ankara’ya geldiğinde, Türk siyasi, ticari, medya ve sivil toplum ağlarına çoktan yerleşmiş bir nüfuz ekosistemini devraldı. Görevi, bu nüfuz altyapısını doğrudan büyükelçilik düzeyindeki temaslar aracılığıyla ölçeklendirmek, koordine etmek ve kurumsallaştırmaktı. Jiang, 18 ay içinde Türk kurumları genelinde 210’dan fazla belgelenmiş temas gerçekleştirerek geleneksel ikili diplomasinin çok ötesinde bir tempo ve kapsamda faaliyet yürüttü.

Jiang, eşgüdümlü ve iki yönlü bir kampanya yürüttü. İlk olarak, bakanlıklar, valilikler, üniversiteler, düzenleyici kurumlar ve iş dünyası örgütleri dahil olmak üzere Türk devlet aygıtı genelinde Çin’in kurumsal erişimini sistematik biçimde genişletti. İkinci olarak, medya angajmanı, kamu diplomasisi, kültürel programlar ve Uygur meselesine ilişkin anlatı yönetimi yoluyla Türkiye’nin bilgi ortamını yeniden şekillendirmeye çalıştı. Bu çabalar birlikte, daha geniş bir Birleşik Cephe mantığını yansıtıyor: Çin’in siyasi varlığını normalleştirmek, ekonomik ve kurumsal bağımlılığı derinleştirmek ve Pekin’i eleştirmenin Türkiye için giderek daha maliyetli hale gelmesini sağlamak.

Kurumsal Sızma

Jiang, Türk kurumları genelinde ilişki ağları geliştirmeyi sistematik biçimde sürdürdü. Türkiye’deki ilk 18 ayında maliye, sanayi, ulaştırma, kültür, tarım, sağlık, içişleri, savunma ve ticaretten sorumlu bakanlarla görüştü. İstanbul, Ankara, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Erzurum, Eskişehir ve Rize dahil stratejik öneme sahip illerin valileriyle temas kurdu.

Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı, Dışişleri Bakan Yardımcısı, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkan Vekili ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) başkanlarıyla da bir araya geldi.

Bu temaslar rutin diplomatik nezaket ziyaretleri değildi. Jiang, Çin’in Türkiye’deki stratejik öncelikleriyle doğrudan bağlantılı kurumlara yöneldi. Jiang’ın Ekim 2025’te İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle gerçekleştirdiği görüşme, onu Türk makamlarının Uygurları kamu güvenliği tehdidi olarak sınıflandırmak için giderek daha fazla kullandığı tartışmalı G87 kısıtlama kodlarını yöneten kurumun merkezine taşıdı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch – HRW) belgelediği üzere, bu kodlar Uygurların yasal statü edinmesini engellemiş, hareket özgürlüklerini ve hizmetlere erişimlerini kısıtlamış, bazı durumlarda ise sınır dışı etme merkezlerinde gözaltına alınmalarıyla sonuçlanmıştır.

Jiang’ın Şubat 2026’da AFAD ile gerçekleştirdiği görüşme, resmî olarak afet yönetimi iş birliği çerçevesinde sunulsa da Çin’in Türkiye’nin ulusal acil durum yönetimi altyapısına erişimini genişletti. Dikkat çekici biçimde, Jiang’ın görüşmeye ilişkin kamuoyuna sunduğu özet, Çin devlet medyasının daha önce yumuşak güç mesajı için kullandığı bir konu olan Çin’in 2023 Kahramanmaraş merkezli deprem müdahalesindeki rolünü yeniden gündeme taşıdı. Resmî haberler Çinli kurtarma ekiplerini öne çıkardı ve bayrak töreni gibi uygulamalar ile afet bölgelerindeki bayraklar aracılığıyla ulusal sembolleri belirgin biçimde görünür kıldı. Kurtarma başarıları “Çin’in gücünün” ve “büyük güç sorumluluğunun” göstergeleri olarak sunularak insani yardım, ulusal itibar ve ikili iyi niyet anlatısına dönüştürüldü. Türkiye Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile tekrarlanan temasları ise Türk üniversiteleri genelinde Çin akademik ortaklıklarını kurumsallaştırmaya yönelik daha geniş bir çabayla örtüştü.

Jiang aynı zamanda Türkiye’nin medya düzenleme altyapısını doğrudan hedef aldı. 2025 ve 2026 yıllarında RTÜK yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde Jiang, Türk yayın medyasının kapı bekçiliğini yapan kuruma Çin hakkında “doğru ve objektif” yayın çağrısında bulundu; bu, lehte editoryal hizalanma için kullanılan standart ÇKP söylemidir. Hedef yalnızca Türk medyası değil, ülke genelinde yayın lisanslama ve düzenleme yetkisini elinde bulunduran kurumun kendisiydi.

Aynı dönemde Jiang, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) üst düzey yönetimiyle doğrudan ilişkiler geliştirdi. Dört ayrı temasta AK Parti genel başkan yardımcılarıyla görüşürken, eş zamanlı olarak cumhurbaşkanlığı danışmanlarıyla da bağlar kurdu. Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Emine Erdoğan ile ayrı vesilelerle bir araya geldi. Bu temaslar, Pekin’in erişimini rutin diplomasinin ötesine taşıyarak Türkiye’nin yönetici kurumunun siyasi çekirdeğine kadar uzattı. 2026’nın ortasına gelindiğinde, parti düzeyindeki bu temaslar Türkiye’nin siyasi yelpazesinin tamamına yayılmıştı. Temmuz 2026’da, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın düzenlediği tek bir toplantı, Çin’e yapılan çok partili bir heyet ziyaretinin ardından değerlendirme yapmak üzere AK Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Yeniden Refah Partisi ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) temsilcilerini bir araya getirdi; bu dört parti ideolojik yelpazenin tamamına yayılmaktadır.

Jiang’ın Haziran 2025’te Pekin yanlısı Vatan Partisi genel merkezine yaptığı ziyaret de aynı stratejiyle uyumluydu. Göreve başlamasının beşinci ayında, bakanlıklar ve düzenleyici kurumlar genelinde dayanak noktaları oluşturduktan sonra Jiang, Vatan Partisi kurucusu Doğu Perinçek ile bağlarını resmileştirdi ve onu “uzun süredir katkı sunmuş”, “Çin halkının eski bir dostu” olarak tanımladı. Bu görüşme, Pekin’in Türkiye içindeki köklü ideolojik ortaklarını büyükelçilik düzeyine taşıdı. İlişki daha sonra kurumsal bir boyut kazandı. Nisan 2026’da Vatan Partisi isimleri ile ÇKP Uluslararası İlişkiler Dairesi (IDCPC) Daire Başkan Yardımcısı Jin Xin, Ankara’da Dünya Medeniyetleri İnisiyatifi Araştırma Merkezi’ni (DÜNYA-MER) birlikte açtı. Merkez, Çin’in Küresel Medeniyet İnisiyatifi’ni tanıtmak ve medeniyet söylemi üzerinden Çin-Türkiye fikrî ve ideolojik iş birliğini güçlendirmek için bir platform işlevi görmektedir.

Jin Xin liderliğindeki aynı heyet, resmî Çin-Türkiye İktidar Partisi Yönetişim Değişim Mekanizması çerçevesinde AK Parti genel merkezini de ziyaret etti ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Yeniden Refah Partisi ve Vatan Partisi liderlikleriyle ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi; böylece Pekin’in partiler arası temasları tek bir ziyarette Türkiye’nin siyasi yelpazesinin tamamına yayıldı.

Büyükelçinin stratejisi, kurumsal sızmayı merkeze aldı. Pekin, bakanlıklar, düzenleyici kurumlar, il yönetimleri, üniversiteler ve iktidar partisinin kurumsal yapısı genelinde kalıcı erişim sağladıktan sonra, Çin ve Uygurlar etrafındaki siyasi ve bilgi ortamını Türkiye içinde çok daha etkili biçimde şekillendirebilmektedir.

Türkiye’nin Bilgi Ortamını Yeniden Şekillendirmek

Medya Altyapısı ve Anlatı Yönetimi

Kurumsal sızmayla eş zamanlı olarak Jiang, Çin ve Doğu Türkistan hakkındaki Türk kamuoyu söylemini yeniden şekillendirmeye yönelik agresif bir kampanya yürüttü. Sabah, Cumhuriyet, Daily Sabah, Dünya Gazetesi ve Ekonomim dahil ideolojik açıdan farklı okur kitlelerine hitap eden Türk yayın organlarında köşe yazıları yayımlayarak AK Parti tabanından laik-Kemalist okurlara ve Türk iş dünyasına uzanan geniş bir kesimi hedef aldı. Ayrıca TVNET, tv100 ve CNN Türk gibi televizyon kanallarına çıkarak Doğu Türkistan’daki baskı iddialarını reddetti ve Pekin’in Doğu Türkistan’ı ekonomik refahın, etnik birliğin, korunan dini ve kültürel hakların ve geniş kamuoyu desteğinin bulunduğu bir bölge olarak sunan anlatısını teşvik etti.

Strateji, mesajın kendisi kadar bu mesajı taşıyan altyapıya da odaklandı. Haziran 2025’te Jiang, Türkiye’nin en büyük özel haber ajansı olan Demirören Haber Ajansı’nın (DHA) genel müdürüyle görüştü ve DHA’nın Çin ile Türkiye arasında bir “köprü” işlevi görmesini önerdi. DHA yetkilileri, CGTN ve Xinhua ile mevcut içerik paylaşım anlaşmalarını yeniden teyit etti. Bir ay içinde Jiang, RTÜK yetkilileri ve Anadolu Ajansı yönetimiyle görüşerek, hem büyük Türk haber ajanslarını hem de ulusal medya düzenleyicilerini Çin hakkında “doğru ve objektif” yayın talebi etrafında aynı hatta çekti. 2025’in ilerleyen döneminde Jiang, DHA’nın, Hürriyet’in ve bir dizi televizyon kanalının sahibi olan Demirören Holding’in yönetim kurulu başkanı Yıldırım Demirören ile de medya iş birliğini görüşmek üzere bir araya geldi. Şubat 2026’da Jiang, Çin-Türkiye ilişkilerinin 55. yıl dönümünü kutlayan bir köşe yazısını Demirören Haber Ajansı’nda yayımladı.

Medya altyapısını şekillendirmeye yönelik bu çabalar, daha uzun vadeli taban oluşturma programlarıyla eş zamanlı yürütüldü. İlk kez 2016’da düzenlenen ve Jiang döneminde dokuzuncu kez tekrarlanan ‘Rüyamdaki Çin’ öğrenci resim yarışması, Türk ortaöğretim öğrencilerini Çin tarzı modernleşmeyi resmetmeye davet etti; kazananlar Çin gezisiyle ödüllendirildi. 2026’da Jiang bu mantığı profesyonel bir kitleye taşıdı. Çin Büyükelçiliği, Çin’le doğrudan ya da dolaylı bağlantılı haberler için 60.000 Türk lirasına varan nakit ödüller sunan ve jürisinde ismen belirtilmiş altı kıdemli Türk gazetecinin yer aldığı ‘Çin’le Tanışmak’ adlı gazetecilik ödülü yarışmasını başlattı. Her iki program da aynı ilkeye dayanıyordu: Çin devlet anlatılarını Türk kamuoyu söylemine doğrudan yerleştirmek yerine, bu anlatıları taşıyacak Türk seslerini yetiştirmek.

Çin devlet medyası eş zamanlı olarak, Pekin’in Doğu Türkistan’daki politikalarını kamuoyu önünde savunmaya istekli Türk yorumcuları, iş insanlarını, gazetecileri ve sivil toplum aktörlerini öne çıkardı. Bu strateji, Pekin’in kendi politikalarına verilen desteği Çin devleti tarafından yönlendirilen bir çaba olarak değil, Türk toplumundan organik biçimde doğan bir tutum gibi sunmasına imkân tanıdı.

Bu kampanyanın merkezindeki çelişki Mart 2026’da özellikle görünür hale geldi. Bir TVNET röportajında Jiang’a, genç bir Uygur’un bugün Çin’de kendini güvende hissedip hissetmeyeceği soruldu. Jiang, ulusal haber izleyicisine Doğu Türkistan’da dini inancın ve Uygur dilinin “yasalar çerçevesinde korunduğunu” söyledi. İki gün sonra, 12 Mart’ta Çin Ulusal Halk Kongresi, Doğu Türkistan’da okullarda yalnızca Mandarin dilinde eğitimi zorunlu kılarak Uygur kimliğini silmeyi amaçlayan, dini ve kültürel uygulamaları kısıtlayan İslam’ı Çinlileştirme tedbirlerini güçlendiren ve ebeveynleri çocuklarını “Komünist Partiyi sevecek” şekilde yetiştirmekle yükümlü kılan Etnik Birlik ve İlerleme Kanunu’nu kabul etti. Böylece Pekin’in kendi mevzuatı, büyükelçisinin verdiği güvenceyle 48 saat içinde açık biçimde çelişti.

Kültürel Diplomasi ve Sembolik Normalleştirme

Jiang, Çin’in imajını Türk kamuoyu nezdinde normalleştirmek için kültürel diplomasiye ve sembolik temaslara da yoğun biçimde başvurdu. Ocak 2026’da, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Konfüçyüs Enstitüsü’nde Çince dil eğitimini tamamlayan Türk öğrencilerin mezuniyet törenine katıldı ve etkinliği iki ülke arasında büyüyen yakınlığın kanıtı olarak kamuoyuna sundu. Doğu Türkistan’daki Uygurların Pekin’in kısıtlamaları altında oruç tutamadığına, ibadet edemediğine veya İslam’ı özgürce yaşayamadığına dair artan kanıtlara rağmen Ramazan, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı için kamuoyuna açık kutlama mesajları yayımladı.

Ayrıca Kızıl Konağın Rüyası, I Ching, Konuşmalar ve Savaş Sanatı gibi klasik Çin metinlerinin Türkçe çevirilerini teşvik ederek Çin medeniyetini otoriter bir siyasi sistemden ziyade evrensel bir kültürel miras olarak sunmaya çalıştı. Temmuz 2026’da Jiang, Çin Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi ile birlikte ‘Xi Jinping: Çin’in Yönetimi’ adlı eserin beşinci cildinin Ankara’daki tanıtımını ortaklaşa düzenledi; Çin-Türkiye modernleşme iş birliği temalı bu etkinliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Celal Adan, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı ve üst düzey ÇKP yetkilileri katıldı. Klasik metinlerin tanıtımı kültürel bir aşinalık zemini oluştururken, bu etkinlik Xi’nin yönetim doktrinini Türk siyasi ve politika çevrelerine doğrudan bir devlet yönetimi çerçevesi olarak sundu. Bu faaliyetler tek tek ele alındığında sıradan kamu diplomasisi gibi görünebilir. Ancak Doğu Türkistan’da süren baskının daha geniş bağlamı içinde birlikte değerlendirildiğinde, Türk siyasi, kurumsal, kültürel ve medya alanlarını eş zamanlı olarak normalleştirmeye yönelik koordineli bir kampanyanın parçasını oluşturmaktadır.

Ekonomik Kaldıraç ve Siyasi Uyum Sağlama

Pekin’in nüfuz kampanyası, Türkiye’nin Çin’e ekonomik bağımlılığının derinleşmesiyle eş zamanlı ilerledi. 2025 itibarıyla ikili ticaret hacmi yaklaşık 52 milyar dolara ulaştı; bu da Çin’i Türkiye’nin Almanya’dan sonra en büyük ticaret ortağı haline getirdi. İlişki büyük ölçüde asimetrik kalmaya devam ediyor: Türkiye, 46 milyar doları aşan bir ticaret açığı veriyor. Türkiye, Çin’den kazandığı her 1 dolara karşılık yaklaşık 9 dolar harcıyor. Türkiye’nin Çin’e ihracatı sınırlı ve büyük ölçüde ikame edilebilir nitelikte kalırken, Çin finansmanı, lojistik yatırımları, sanayi iş birliği ve Kuşak ve Yol projeleri Çin sermayesini ve altyapısını Türk ekonomisinin stratejik sektörlerine giderek daha fazla yerleştiriyor.

Kuşak ve Yol Girişimi bu asimetriyi daha da kurumsallaştırdı. Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye diplomatik açıdan yalnızlaşmış ve ekonomik açıdan kırılgan hale gelmişken, Ankara’nın karşılaştırılabilir alternatiflerinin sınırlı olduğu bir dönemde Çin mali kuruluşları kredi ve yatırım sağladı. Nükleer enerji iş birliği üzerine sürdürülen müzakereler ise stratejik altyapı planlamasını Pekin ile sürdürülen ilişkilere bağlayarak bu bağımlılığı daha da derinleştirdi.

Mayıs 2017’deki ilk Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) Forumu sırasında imzalanan onaylanmamış suçlu iadesi anlaşması, Türkiye’de yaşayan Uygurlar açısından özellikle önemini koruyor. Anlaşmanın geniş kapsamlı suç ve terörle mücadele hükümleri, Pekin’in Uygur siyasi faaliyetini aşırılıkçılık veya terörizm olarak nitelendirmesinin, uluslararası koruma yükümlülüklerine rağmen Türk hukuk süreçleriyle kesişebileceği prosedürel koşullar yaratıyor. Onaylanmamış olsa dahi anlaşma, siyasi baskı unsuru olmaya devam ediyor ve Türkiye içindeki Uygur aktivizminin daha geniş güvenlikleştirilmesini pekiştiriyor.

Siyasi sinyaller giderek bu gerçekliği yansıtıyor. Haziran 2024’te Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Doğu Türkistan’ı ziyaret etmesi, bir NATO ülkesi dışişleri bakanı açısından emsalsiz bir adım olarak, Pekin’in bölgeyi kitlesel vahşetlerin ve süregelen baskının yaşandığı bir yerden ziyade istikrarlı ve ekonomik açıdan dinamik bir kalkınma bölgesi olarak sunma çabasını zımnen pekiştirdi.

Türkiye’nin Pekin’e yönelik artan uyumu yalnızca söylemsel değildir; bağımlılığın siyasi mantığını da yansıtır. Ekonomik entegrasyon derinleştikçe Çin’e karşı çıkmanın maliyeti artmakta, iş birliğine yönelik kurumsal teşvikler ise genişlemektedir. Bu ortam, özellikle güvenlik, terörle mücadele ve göç kontrolü söylemi üzerinden zaten çerçevelenmiş kırılgan diaspora toplulukları başta olmak üzere, sınır ötesi baskının işletilmesini kolaylaştıran koşullar yaratmaktadır.

Nüfuzdan Sınır Ötesi Baskıya

Çin nüfuzunun Türkiye’de pekişmesi, ülkede yaşayan Uygurlar açısından doğrudan sonuçlar doğurmaktadır. Pekin kurumsal erişimini ve siyasi kaldıracını derinleştirdikçe, Türkiye’yi bir zamanlar Uygurlar için görece güvenli bir sığınak haline getiren koşullar istikrarlı biçimde aşınmıştır. Bu değişim tek bir politika kararıyla gerçekleşmemiştir. Göçmenlik kısıtlamaları, istihbarat iş birliği, gözetim operasyonları ve Uygur aktivizminin bir insan hakları meselesi değil, bir güvenlik sorunu olarak normalleştirilmesi yoluyla kademeli biçimde ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de Uygur kimliğinin güvenlikleştirilmesi, giderek Pekin’in kendi çerçevelemesini yansıtır hale gelmiştir. 2017 Kuşak ve Yol Forumu sırasında imzalanan suçlu iadesi anlaşması, Çin’in terörle mücadele söylemini ikili ilişkiye yerleştirerek bu eğilimi pekiştirmiştir. Onaylanmamış olsa dahi anlaşma, sıradan Uygur siyasi, dini ve kültürel faaliyetlerinin giderek aşırılıkçılık, ayrılıkçılık veya ulusal güvenlik riski olarak çerçevelenebildiği bir ortama katkıda bulunmuş; bu durum ÇKP’nin Doğu Türkistan’daki Uygur kimliğine yönelik kendi güvenlikleştirme yaklaşımını yansıtmıştır.

Baskı aynı zamanda operasyonel hale de gelmiştir. Mayıs 2025’te Türk güvenlik güçleri, Türkiye içinde faaliyet gösteren bir Çin istihbarat ağını çökertmiş ve cep telefonu baz istasyonlarını taklit ederek mobil iletişimi ele geçirebilen IMSI yakalayıcı cihazlara el koymuştur. Yetkililer, hem Uygur topluluk üyelerini hem de Türk yetkilileri hedef alan gözetim operasyonlarını belgelemiştir. Pekin’in operatörlerinin diaspora üyelerini izlediği, iletişimlerini takip ettiği ve Türkiye’deki Uygurları susturmak veya iş birliğine zorlamak amacıyla Doğu Türkistan’daki aile üyelerine yönelik tehditleri kullandığı bildirilmiştir. 2020’de İstanbul’da bir Uygur erkek, planlanan bir BBC röportajından günler önce vurularak ağır yaralanmıştır; söz konusu röportajda, Çin güvenlik servislerinin kendisini Türkiye’de başkaları hakkında casusluk yapmaya zorlama girişimlerini anlatmayı planlıyordu.

Sheffield Üniversitesi’nden bir araştırma, bu ortamın daha geniş psikolojik sonuçlarını ortaya koymaktadır. Türkiye’deki Uygurlar giderek kronik korku, sosyal parçalanma ve yaygın oto-sansür bildirmiştir. Birçoğu, görünürlüğün Doğu Türkistan’daki aile üyelerine yönelik misillemeyi tetikleyeceği endişesiyle siyasi faaliyetlerden kaçınmış, yurt dışındaki akrabalarıyla iletişimini sınırlamış veya kamusal topluluk yaşamından tamamen çekilmiştir. Sınır ötesi baskı yalnızca gözaltı veya sınır dışı etme yoluyla değil, sürekli bir belirsizlik üretimi yoluyla da işlemektedir.

Pekin’in nüfuz operasyonlarının kolaylaştırdığı ortam budur. Kurumsal erişim, anlatı yönetimi, ekonomik bağımlılık ve güvenlik iş birliği, Türkiye içinde Çin’in güvenlik önceliklerine daha uyumlu bir tutumu normalleştirerek Çin’in sınır ötesi baskı çabalarına yönelik siyasi direnci topluca azaltmaktadır. Sonuçta Türkiye, baskıdan kaçan Uygurlar için bir sığınak olmaktan giderek Çin devletinin mantığı tarafından şekillendirilen bir siyasi ortama dönüşmektedir.

Sonuç

Büyükelçi Jiang Xuebin’in görev süresi, Çin’in Türkiye’deki nüfuz operasyonlarının parçalı ilişki kurma girişimlerinden; diplomasi, medya nüfuzu, kurumsal erişim, ekonomik kaldıraç ve sınır ötesi baskıyı birbirine bağlayan koordineli bir sisteme dönüştüğünü göstermektedir. Jiang, Pekin’in nüfuzunu sıfırdan inşa etmemiştir. Çin’in Türk siyasi, ticari, medya ve sivil toplum çevrelerinde yıllardır geliştirdiği ağları ölçeklendirmiş ve kurumsallaştırmıştır.

Daha geniş hedef, Pekin’in Doğu Türkistan’daki politikalarını savunmanın ötesine geçmektedir. Çin, ÇKP anlatılarını normalleştirerek, ekonomik açıdan bağımlı paydaşlar oluşturarak ve Çin’in çıkarlarını devlet kurumları, medya altyapısı ve elit ağları genelinde yerleştirerek Uygur meselesinin Türkiye içinde nasıl ele alınacağını bizzat şekillendirmeyi amaçlamaktadır. Ekonomik entegrasyon derinleştikçe ve Pekin’e karşı çıkmanın siyasi maliyeti arttıkça, Türkiye’nin Uygur siyasi ve kültürel yaşamının en önemli merkezlerinden biri olarak tarihsel rolü aşınmaya devam etmektedir.

Add a Comment

Your email address will not be published.