Çin’in Türkiye’deki Etki Altyapısı: Birleşik Cephe, Ekonomik Kaldıraç ve Uygur Hakları
Click for English version.
Özet
Çin’in Türkiye’deki nüfuz faaliyetleri, artık tekil diplomatik temasların ötesine geçmiştir. Pekin, siyasi söylemi, kurumsal davranışları ve Uygur haklarına yönelik kamuoyu tutumunu etkilemeyi amaçlayan koordineli ve çok katmanlı bir sistem kurmuştur. Bu sistemin merkezinde, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) Birleşik Cephe Çalışma Dairesi (UFWD) yer almaktadır. UFWD, Pekin’in çıkarlarını Çin yanlısı siyasetçi ağları, iş dünyası dernekleri, Türkçe medya ortaklıkları, sivil toplum kuruluşları ve özenle geliştirilen elit ilişkileri üzerinden ilerletmektedir. Pekin destekli bu gruplar, Uygur haklarından Çin’in ekonomik çıkarlarına kadar birçok konuda ÇKP’nin anlatısını yaymaktadır. Böylece iki amaca hizmet ederler: kilit bir NATO üyesi içinde Pekin’in siyasi ve ekonomik etkisini güçlendirmek ve dünyanın en büyük Uygur diasporalarından birine ev sahipliği yapan Türkiye’nin tarihsel rolünü zayıflatmak. Çin’in kurumsal erişimi ve ekonomik ağırlığı arttıkça, Türkiye’de Uygur haklarını savunmak için mevcut siyasi alan daralmaktadır.
Bu politika raporu, Pekin’in Türkiye’deki nüfuz altyapısını birbiriyle bağlantılı beş kamusal figür üzerinden haritalandırmaktadır:
- Doğu Perinçek, ÇKP’nin partiler arası kanalı için irtibat noktası işlevi gören Vatan Partisi’nin genel başkanı;
- Mehmet Adnan Akfırat, Şinciang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki devlet aygıtıyla doğrudan bağlantılı bir iş insanı ve akademisyen;
- Sabir Boğda, hem diasporada hem de Türk iş ve siyaset çevrelerinde Pekin’in anlatısını etkin biçimde teşvik eden, devşirilmiş bir Uygur figürü;
- Hasan Çapan, Pekin’e bir Türkçe yayın platformu sunan CGTN Türk’ün sahibi;
- ve İhsan Beşer, Türkiye-Çin İş Geliştirme ve Destekleme Derneği’nin kurucusu.
Arka Plan
Türkiye, Orta Asya (Türkistan) dışındaki en büyük Uygur diasporalarından birine ev sahipliği yaptığı için Pekin’in dış politika hesaplarında özel bir yere sahiptir. İstanbul, Ankara, Kayseri ve İzmir’de tahmini 50.000 Uygur yaşamaktadır. Geçtiğimiz yüzyılda Türkiye’ye yerleşip vatandaşlık alan Türk vatandaşı Uygurlar da hesaba katıldığında gerçek sayının daha yüksek olması muhtemeldir. Ortak dil, din, tarih ve kültür bağları, Çin’in Doğu Türkistan’ı (resmi adı Şinciang Uygur Özerk Bölgesi) işgalinden sonra baskıdan kaçan Uygurlar için Türkiye’yi uzun süredir başlıca varış noktası haline getirmiştir. Türkiye’deki Uygur toplulukları yıllar boyunca kültürel kimliklerini korumuş, hak ihlallerini belgelemiş ve Doğu Türkistan’daki duruma ilişkin uluslararası görünürlüğü canlı tutmuştur.
Çin makamları Doğu Türkistan’dan bağımsız haber akışını sistematik biçimde engellemektedir. Bu nedenle Türkiye’deki Uygur diasporası, kitlesel keyfi gözaltılar, zorla çalıştırma, aile ayrılıkları ve kültürel yok oluş hakkında birinci elden tanıklıkların kritik kaynaklarından biri haline gelmiştir. Bu rol, Uygur diasporasını Çin hükümetinin sınır ötesi baskısının başlıca hedeflerinden biri yapmıştır. Türkiye, Çin makamlarının “26 hassas ülke” olarak sınıflandırdığı ülkeler arasındadır. Pekin, ağırlıklı olarak Müslüman nüfuslu devletlerle bağlantılı Uygurları işaretlemek ve bu ülkelerle teması siyasi şüphe gerekçesi saymak için bu sınıflandırmayı kullanmaktadır. 2016’dan bu yana Çin hükümeti, Türkiye’de eğitim gören, çalışan, seyahat eden ya da Türkiye’deki akrabalarıyla iletişim kuran Uygurları sorgulamış, keyfi biçimde gözaltına almış veya hapsetmiştir.
Ankara tarihsel olarak Uygur meselesinde sesini yükseltmiştir. Ancak Çin’in artan nüfuzu ve baskısı Türkiye’nin tutumunda açık biçimde görülmektedir. Geçtiğimiz yirmi yılın büyük bölümünde Türk hükümeti, Pekin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini kamuoyu önünde eleştirmiştir. Temmuz 2009’da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin’in Urumçi’deki protestoları şiddetle bastırmasını “soykırım” olarak nitelendirmiştir. Bu ifade Pekin’den sert bir diplomatik tepki doğurmuş ve ikili ilişkileri kısa süreliğine germiştir. 2019 başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuyu gündeme getirmiştir. Çavuşoğlu, bölgedeki insan hakları ihlallerine ilişkin endişelerini dile getirmiş ve Çin makamlarını Uygurların ve diğer Türk topluluklarının din özgürlüğü ile kültürel kimliğini korumaya çağırmıştır. Türkiye, en azından 2022’ye kadar benzer endişelerini uluslararası platformlarda ve dışişleri açıklamalarında yinelemiştir. Buna rağmen Ankara’nın tutumu çoğu zaman belirsiz kalmıştır. Güçlü söylemlere karşın Türkiye, artan kanıtlara rağmen İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Pekin’e karşı sürdürülebilir bir kurumsal duruş geliştirmemiştir. Ekim 2020’de BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesi’nde endişelerini yinelemiş, ancak Pekin’in politikalarını kınayan otuz dokuz ülkenin ortak bildirisine katılmamıştır. Bunun yerine ayrı bir ulusal bildiri yayımlamıştır.
Son yıllarda Türk hükümeti, Çin ile ilişkilerinde Uygur haklarını bir kenara bırakmıştır. Türk yetkilileri, iç kamuoyu baskısı gerektirdiğinde Uygurların çilesini gündeme getirmiş, ancak ikili çıkarlar söz konusu olduğunda kurumsal bir sessizliği tercih etmiştir. İç düzeyde bile, Türkiye’de yaşayan pek çok Uygur, geçmişte yararlandıkları ayrıcalıklı muameleyle çelişen bir biçimde göçmenlik kısıtlamaları ve sınır dışı etme kararlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
Hükümetin Çin’e yönelik politikalarındaki değişime rağmen Türkiye, Doğu Türkistan’ın çilesine karşı hâlâ yüksek düzeyde duyarlı bir ülke olmayı sürdürmektedir. 2022 Kadir Has Üniversitesi araştırması, Çin ile ikili ekonomik ilişkiler pahasına dahi Uygurlara aktif destek verme isteğinin azalmakla birlikte tüm başlıca siyasi partilerin taraftarları arasında varlığını sürdürdüğünü, bunun da parti çizgilerini aşan geniş bir kamuoyu sempatisini yansıttığını ortaya koymuştur. Bu kalıcı kamuoyu duyarlılığı, Pekin’in Türkiye’deki nüfuz faaliyetlerinin Uygur anlatısını şekillendirmeye bu denli yoğun biçimde odaklanmasının temel nedenidir.
Birleşik Cephe Çalışma Dairesi
Pekin’in dış nüfuz mimarisinin merkezinde, diaspora toplulukları, yabancı siyasi partiler, iş dünyası elitleri, medya kuruluşları, akademisyenler ve sivil toplum ağları dahil olmak üzere yurt dışındaki Parti dışı aktörler arasında nüfuz geliştirmekle görevli bir ÇKP Merkez Komitesi organı olan Birleşik Cephe Çalışma Dairesi (UFWD) yer almaktadır. UFWD, Çin’i eleştirmenin maliyetini artırırken Pekin’in çıkarlarını ilerletecek biçimde siyasi ortamları kademeli olarak yeniden şekillendirmeyi amaçlamaktadır.
UFWD, görünüşte rutin sivil toplum faaliyetlerine benzeyen bir yapı üzerinden çalışmaktadır. Bu yapı; dostluk dernekleri, ticaret odaları, kültür kurumları, düşünce kuruluşları ve akademik değişim programları gibi biçimsel olarak bağımsız kuruluşlardan oluşan katmanlı bir sistemdir. Ancak bu kuruluşlar çoğu zaman ÇKP mesajlarının aktarım kanalı işlevi görmektedir. Sistem, Pekin yanlısı anlatıları normalleştirerek ve uzun vadeli ilişkiler kurarak işler. Ayrıca etkili siyasi, ticari ve medya aktörlerini, Pekin’in çıkarlarını ilgilendiren sorunlar ortaya çıkmadan önce Çin yanlısı ağlara dahil etmeyi hedefler.
Türkiye bağlamında iki alt kuruluş özellikle önemlidir. Bunlardan ilki, Çin diasporası ağlarını Pekin’in politikalarını desteklemek üzere seferber etmeye çalışan Çin’in Barışçıl Birleşmesini Teşvik Konseyi’dir (CPPRC). İkincisi ise belediyeler, üniversiteler, iş dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortaklıklar kurarak “halktan halka” ve “şehirden şehire” diplomasiyi yürüten Çin Halkının Yabancı Ülkelerle Dostluk Derneği’dir (CPAFFC). CPPRC ve CPAFFC birlikte, ekonomik, kültürel ve diplomatik ilişkileri siyasi nüfuz ve anlatı yönetimi kanallarına dönüştürmeyi hedeflemektedir.
UFWD, Çin doktrininin “İçeri davet et ve dışarı açıl” olarak adlandırdığı yaklaşıma büyük ölçüde dayanmaktadır. Parti yetkilileri, umut vadeden aktörleri belirlemek ve onlarla ilişki geliştirmek üzere yurt dışına seyahat ederken, Çin kurumları da özenle yönetilen değişim programları, geziler, konferanslar ve ortaklık programları aracılığıyla yabancı elitleri Çin’e getirmektedir. UFWD, özellikle Çin ile ticari bağları olan iş insanlarını, kamuoyunda erişimi geniş medya kişiliklerini, kurumsal itibara sahip akademisyenleri ve bağımsız konuştukları izlenimini verirken Pekin’in anlatısını ilerletebilecek siyasi aktörleri hedeflemektedir.
Türkiye, Pekin’in stratejik açıdan önemli gördüğü üç dinamiği bir arada barındırdığı için bu faaliyetler açısından özellikle kritik bir alan haline gelmiştir: büyük ve siyasi açıdan etkin bir Uygur diasporası, Türkiye’nin Çin’e artan ekonomik bağımlılığı ve Ankara ile Batılı müttefikleri arasında yükselen jeopolitik gerilimler.
Pekin’in Türkiye’deki Nüfuz Altyapısından Örnekler
Pekin, Türkiye’de siyasi, ekonomik, medya ve sivil toplum alanlarını birbirine bağlayan nüfuz ağları inşa etmektedir. Aşağıdaki aktörler, Pekin’in yıllar içinde geliştirdiği bu yapının örnekleridir. Bu ağ, Çin hakkındaki Türk siyasi söylemini şekillendirmeyi, Uygur savunuculuğuna karşı koymayı ve Çin’in çıkarları doğrultusunda Türkiye’deki kurumsal erişimi genişletmeyi amaçlamaktadır.
Doğu Perinçek
Doğu Perinçek, Vatan Partisi’nin kurucusu ve genel başkanıdır. Türkiye’de Çin Komünist Partisi’nin en eski ve en tanınmış müttefiklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Perinçek, yabancı siyasi partiler ve ideolojik ortaklarla ilişki geliştirmekle görevli ÇKP Uluslararası İlişkiler Dairesi ile 1970’lerden bu yana resmi bağlarını sürdürmektedir. Vatan Partisi bugün parlamentoda koltuk sahibi değildir. Buna rağmen Aydınlık, Ulusal Kanal, Oda TV ve Yön Radyo gibi yayın organları üzerinden medya etkisini korumaktadır. Bu mecralar Pekin yanlısı anlatıları düzenli olarak Türk kamuoyuna taşımaktadır.
Vatan Partisi’ne bağlı isimler, Doğu Türkistan konusunda ÇKP politikasını sürekli biçimde meşru bir “terörle mücadele” olarak sunarken, Uygur diasporasının aktivizmini ve uluslararası insan hakları savunuculuğunu ayrılıkçılık ve Batı’nın jeopolitik manipülasyonu olarak resmetmektedir. Vatan Partisi ile ÇKP arasındaki ilişki açık biçimde işlemektedir. Şubat 2019’da, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Çin’in Uygur Bölgesi’ndeki politikasına ilişkin endişelerini dile getiren bir açıklama yayımlamasından iki hafta bile geçmeden, ÇKP Uluslararası İlişkiler Dairesi, Perinçek liderliğindeki bir Vatan Partisi heyetini Pekin’de ağırlamıştır. Görüşme sırasında her iki taraf da işbirliğini derinleştirme sözü vermiş, ÇKP yetkilileri ise Çin’in Doğu Türkistan’daki etnik ve dini politikalarını açıkça savunmuştur.
Bu örüntü kesintisiz biçimde sürmüştür. Aralık 2020’de yeni atanan Büyükelçi Liu Shaobin, göreve başlar başlamaz ziyaret ettiği ilk Türk siyasetçi olarak Perinçek’i seçmiştir. Haziran 2024’te bir ÇKP Merkez Komitesi Uluslararası Dairesi heyeti, Vatan Partisi’nin İstanbul il örgütünü ziyaret etmiş; Perinçek bu görüşmede iki partinin “60 yılı aşkın bir dostluğu” paylaştığını söylemiştir. Kasım 2024’te sekiz kişilik bir Şinciang heyeti Vatan Partisi’nin İstanbul’daki genel merkezini ziyaret etmiştir. Perinçek, Şinciang’ı kamuoyu önünde “Çin ile Türkiye arasında bir medeniyet ve dostluk köprüsü” olarak nitelendirmiştir. Haziran 2025’te ise Büyükelçi Jiang Xuebin, Perinçek ile görüşmüş ve partiler arası değişimlerin ilerletilmesini ele almıştır. Jiang, Perinçek’i “Çin ile Türkiye arasındaki dostluğa uzun süredir katkı sunmuş, Çin halkının eski bir dostu” olarak tanımlamıştır.
Mehmet Adnan Akfırat
Mehmet Adnan Akfırat, Vatan Partisi’nin Çin’deki resmi temsilcisi olarak 2023 yılına kadar görev yaparken, eş zamanlı olarak Çin devlet yapılarına doğrudan bağlı geniş bir iş ve kurumal ağ inşa etmiştir.
Akfırat, 2006 yılında Türk-Çin İş Eşleştirme Merkezi’ni (TUCEM) kurmuş ve Kasım 2007’den bu yana Türk-Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği’nin başkanlığını yürütmektedir. Ayrıca, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Uluslararası İlişkiler Dairesi (IDCPC) tarafından kurulan İpek Yolu Düşünce Kuruluşları Derneği’nin Türkiye’deki resmi temsilciliğini yürütmektedir. Bu platform, Avrasya işbirliği konusunda üst düzey diyalog ve politika araştırması yapmaktadır. Akfırat, 2019’dan bu yana Şinciang Üretim ve İnşa Birlikleri (XPCC) tarafından yönetilen Shihezi Üniversitesi İpek Yolu Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak görev yapmaktadır. XPCC, 1954’te kurulmuş paramiliter-idari bir yapıdır. Şinciang genelinde idari, yargısal, güvenlik, ekonomik ve kurumsal yetkileri bir araya getiren paralel bir yönetim sistemi gibi çalışır. Akademisyenler bu yapıyı “devlet içinde devlet” olarak tanımlamaktadır. Uyghur Rights Monitor’ın yakın tarihli analizinde belgelendiği üzere XPCC, Doğu Türkistan’daki demografik yeniden yapılandırma ve baskının merkezi kurumsal araçlarından biridir.
Akfırat’ın Doğu Türkistan’daki devlet aygıtıyla bağları doğrudan ve kapsamlıdır. Temmuz 2022’de Şinciang’a giden çok uluslu bir yabancı iş heyetine liderlik etmiştir. Heyet, Urumçi’de Şinciang Parti Sekreteri Ma Xingrui ve Vali Adil Tuniyaz tarafından kabul edilmiştir. Görüşmede Ma, Şinciang’ı istikrarlı, müreffeh ve yatırıma açık bir bölge olarak sunmuştur. Akfırat ve heyetin diğer üyeleri ise Şinciang hakkındaki Batılı iddiaların “tamamen saçma” olduğunu kamuoyu önünde söylemiş ve Şinciang’ın başarılarını kendi ülkelerinde tanıtma sözü vermiştir. Akfırat daha sonra, Temmuz 2022’deki görüşme sırasında Ma Xingrui’nin kendisini bizzat davet ettiğini yazmıştır. 2023’te bu davet doğrultusunda hareket etmiş ve yerel ÇKP yetkilileriyle birlikte Korgas Uluslararası Serbest Bölgesi’nde ticaret etkinlikleri düzenlemiştir. Bu etkinlikler arasında elli Türk ve Avrupalı giyim markasının yer aldığı özel bir fuar ve moda gösterisi de bulunmuştur.
Aralık 2024’te Akfırat, zorla çalıştırmaya ilişkin Batılı iddiaları çürütmek amacıyla düzenlenen Şinciang’da istihdam ve sosyal güvenlik konulu propagana sempozyumda konuşmacı olarak yer almıştır. Etkinliğe 44 ülke ve uluslararası kuruluştan katılımcılar katılmış; Akfırat, Ma ve Tuniyaz tarafından kabul edilmiştir. Akfırat aynı zamanda Çin-Türkiye Lecanrong (Şinciang) Ticaret Geliştirme A.Ş.’nin (中土乐灿嵘(新疆)贸易发展有限责任公司) yüzde 30 hissedarıdır. Kalan yüzde 70 hisse, Şinciang Uygur Özerk Bölgesi Hükümeti’nin desteğiyle kurulan ve Şubat 2025’te Türkiye Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan’ın katılımıyla açılışı yapılan bir ortak girişim olan şirkeet (中土正灿嵘(新疆)贸易发展有限责任公司) aittir.
Şubat 2026’da Akfırat’ın derneği bu kurumsal bütünleşmeyi daha da resmileştirmiştir. Çin Uluslararası Ticareti Geliştirme Konseyi (CCPIT) Başkanı Ren Hongbin liderliğindeki bir Çin ticaret heyetinin Türkiye ziyareti sırasında, Şinciang Üretim ve İnşa Birlikleri Ticaret Geliştirme Konseyi, Türkiye-Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği ile resmi bir işbirliği mutabakat muhtırası imzalamıştır. Anlaşma, bir Türk sivil toplum derneği ile Çin’in Doğu Türkistan’daki en büyük paramiliter örgütünün ticareti geliştirme kolu arasında doğrudan kurumsal bağ kurmuştur.
Akfırat aynı zamanda Pekin’in Doğu Türkistan’daki politikalarının en görünür savunucularından biri olarak öne çıkmıştır. Xinhua, People’s Daily ve China Daily dahil Çin devlet medyası, onu Çin’in kalkınma modelini öven ve Batı eleştirilerini savuşturan “bağımsız” bir yabancı gözlemci olarak sunarak düzenli biçimde yazılarını yayımlamaktadır. Bu yazılarında Akfırat, kitlesel vahşetlerin yaşandığını reddetmiş, Çin hükümetinin Uygurlara karşı yürüttüğü soykırımı savunmuştur. Yakın zamanda, kültürel asimilasyonu zorunlu kılan ve Uygurlar ile diğer Türk halklarının dini ve kültürel ifadesini kısıtlayan Çin’in Etnik Birlik ve İlerleme Kanunu’nu da övmüştür.
Bu faaliyetler açık bir işleve hizmet etmektedir: UFWD’nin elit devşirme stratejisinin üretmeyi hedeflediği sonuç tam olarak budur. Ticari ortaklıkları, akademik unvanları, kurumsal bağları ve kamuoyu savunuculuğunu bir araya getiren Akfırat, Birleşik Cephe Çalışma Dairesi’nin geliştirmeyi hedeflediği elit ilişki türünü örneklemektedir: Pekin’in mesajlarına yerel bir güvenilirlik kazandırırken Çin devlet yapılarıyla kurumsal bağlarını derinleştirebilen etkili bir yabancı aktör.
Sabir Boğda
Pekin’in nüfuz stratejisi, Çin politikasını kamuoyu önünde meşrulaştırmaya istekli Uygur figürlerin seçici biçimde desteklenmesine de dayanmaktadır. Türkiye’de bu stratejinin en görünür örneği, Uygur Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (土耳其维吾尔工商业者协会 – UYSİD) kurucusu Sabir Boğda’dır. Çin Halk Cumhuriyeti doğumlu bir Uygur iş insanı olan Boğda, 2015’te Çin’in ulusal Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı’nda (CPPCC) ve 2016’da Şinciang’ın bölgesel CPPCC’sinde oy hakkı bulunmayan delege olarak görev yapmıştır. Bu görevler, siyasi güvenilirlik ve ÇKP önceliklerine bağlılıkla ilişkilendirilen konumlar olarak görülmektedir. Boğda, o tarihten bu yana Çin’deki ulusal ve bölgesel düzeydeki birleşik cephe kuruluşlarında ek görevler üstlenmiştir. Bunlar arasında, 2019’da Çin Denizaşırı Dostluk Derneği’nin (COFA) yönetim kurulu üyeliği de bulunmaktadır.
Boğda, iş forumları ve medya görünürlüğü aracılığıyla Türkiye’nin Şinciang makamlarıyla ilişkisini sürekli olarak ekonomik fırsat diliyle anlatmıştır. Bu yaklaşım, devam eden soykırım iddialarını arka plana itmiştir. 2015’te UYSİD başkan yardımcısı Volkan Öztürk, Çin’in Ramazan kısıtlamalarına yönelik protestoların “art niyetli kişiler” tarafından kışkırtıldığını Çin devlet medyasına beyan etmiştir. Daha yakın bir tarihte, Türkiye’nin Çin vatandaşlarına yönelik 2026 vize muafiyeti kararnamesinin ardından Boğda, Çin Büyükelçisi Jiang Xuebin’i kamuoyu önünde övmüş ve Uygurları iki ülke arasında bir “köprü” olmaya çağırmıştır.
Bu işlev siyasi açıdan önem taşımaktadır. Pekin’in politikalarını kamuoyu önünde destekleyen bir Uygur figürü, Han kökenli yetkililerin sağlayamayacağı bir meşruiyet taşımaktadır. Pekin’in amacı, uyum ve normallik izlenimi verebilecek devlet yanlısı aktörleri öne çıkararak diaspora temsilini parçalamaktır.
Ağın birbirine bağlı yapısı, Aralık 2023’te Horgos Uluslararası Ticaret Odası’ndan bir heyetin İstanbul’u ziyaret etmesiyle özellikle görünür hale gelmiştir. Heyet, Çin İstanbul Başkonsolosluğu’nun koordinasyonunda Akfırat ve Boğda ile ortak görüşmeler yapmıştır. Başkonsolos Wei Xiadong heyeti resmi olarak kabul etmiştir. Bu tablo, Çin diplomatik misyonlarının, Şinciang ticaret kuruluşlarının, iş aracılarının ve Boğda gibi ÇKP yanlısı diaspora figürlerinin aynı nüfuz mimarisinin iç içe geçmiş parçaları olarak nasıl işlediğini göstermektedir.
Hasan Çapan ve Türkçe Çin Propagandası
Hasan Çapan’ın Çin’le bağları, iş ortaklıkları aracılığıyla 1980’lerin sonuna kadar uzanmaktadır. 2008’de Pekin, kendisini İstanbul’daki Pekin Olimpiyatları meşale taşıma töreninde meşale taşıyıcısı olarak seçmiştir. Ertesi yıl, daha sonra ÇKP’nin iki kilit propaganda kurumu olan Çin Halkının Yabancı Ülkelerle Dostluk Derneği (CPAFFC) ve Çin Uluslararası Yayın Grubu (CIPG) ile işbirliği anlaşmalarını resmileştiren Türkiye Çin Dostluk Vakfı’nı (土耳其中国友好基金会) kurmuştur. Dikkat çekici biçimde, Vakfın o dönemki Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yaşar, bir podcast’te Vakfın Çin büyükelçiliğinden mali destek aldığını açıklamıştır.

Çapan ayrıca, Çin devlet anlatılarıyla uyumlu Türkçe içerik üreten Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi’ni (YDAM) yönetmektedir. Eylül 2025’te, Çin İstanbul Başkonsolosluğu ile birlikte Doğu Türkistan’a bir Türk medya heyeti organize etmiştir. Heyet üyeleri daha sonra YDAM tarafından yayımlanan ve Çin devlet medyası tarafından yaygınlaştırılan inkârcı makaleler üretmiştir. Çapan ise Çin yayınlarında Uygur soykırımını Batı uydurması olarak nitelendirmiştir. Çin konsolosluğunun sosyal medya hesapları daha sonra onun Türk kimliğini mesajın güvenilirliğinin kanıtı olarak öne çıkarmıştır. Büyükelçi Jiang Xuebin’in Ankara’ya varışından sonra yaptığı ilk belgelenmiş ikili görüşme Çapan ile olmuştur. Jiang, Çapan’ı kamuoyu önünde “Çin halkının eski bir dostu” olarak tanımlamıştır.
Bu geziler belgelenmiş bir örüntüyü izlemektedir. Uyghur Rights Monitor’ın yakın tarihli araştırmasında ayrıntılandırıldığı üzere Pekin, Uygur Bölgesi’ne erişimi kısıtlamaktan “yönetilen görünürlük” stratejisine geçmiştir. Bu stratejide yabancı ziyaretçiler, resmi anlatıyla çelişen bilgilere erişmeden, normallik izlenimi veren içerikler üretmeye yönlendirilir. Çin devlet söylemi bu yaklaşımı “başkasının ağzından konuşma” (借嘴说话) olarak adlandırmaktadır. Böylece Çin yetkililerinin inandırıcı biçimde dile getiremeyeceği iddialar, görünüşte bağımsız yabancı doğrulayıcılar üzerinden aktarılmaktadır.

Çapan, özel şirketi HC İletişim Medya Yayıncılık A.Ş. üzerinden, Çin Global Televizyon Ağı’nın (CGTN) Türkçe yayın kuruluşu CGTN Türk’ü de işletmektedir. CGTN Türk, fiilen ÇKP Merkez Propaganda Dairesi’ne doğrudan bağlı China Media Group’un Türkçe yayın uzantısı işlevi görmektedir. CGTN Türk, 30’dan fazla Türk FM frekansından yayın yapmaktadır.
Bir araştırmaya göre, CGTN, Global Times, China Daily ve People’s Daily dahil Çin devlet medyası Türkçe içerik üretiminde sınırlı kalmaktadır. Bu durum, Türk kamuoyuna doğrudan ulaşabilen başlıca Çin mecraları olarak Xinhua ile China Radio International’ı (CRI) öne çıkarmaktadır. Pekin bu boşluğu Türk aracılarla çalışarak doldurmuştur. Hürriyet, Sabah ve Cumhuriyet dahil ana akım gazetelerde ücretli tanıtım içerikleri yayımlatmış ve Türk gazetecileri Pekin’in anlatılarını yaymaları için Doğu Türkistan’a götüren basın turları düzenlemiştir.
İhsan Beşer ve Pekin’in Ticari Nüfuz Ağı
İhsan Beşer, Çin’in ağına 2012’de başlayarak Türk kirazlarını Çin pazarlarına ihraç ettiği tarım ticareti üzerinden dahil olmuştur. 2018’de, hem Türk hem de Çin hükümetlerinin desteğiyle faaliyet gösterdiğini kamuoyu önünde belirttiği Türkiye-Çin İş Geliştirme ve Destekleme Derneği’ni (TC-İSGED) kurmuştur. 2025’te derneği “Türkiye’de faaliyet gösteren, Çin Halk Cumhuriyeti tarafından akredite edilmiş bir dernek” olarak tanımlamıştır.
TC-İSGED, temel olarak Çin diplomatik, ticari ve siyasi aktörlerini Türk il yönetimleri, iş ağları ve devlet kurumlarıyla buluşturan bir erişim altyapısı işlevi görmektedir. Beşer, art arda görev yapan birçok Çin büyükelçisiyle alışılmadık derecede yakın ilişkiler geliştirmiş, her biriyle yaptığı görüşmeleri TC-İSGED’in internet sitesinde belgelemiştir. Türkiye’nin tarımda önde gelen illerinden Afyonkarahisar’a sanayi turları düzenlemiş ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) liderliği, il valileri ve iş dünyası temsilcileri dahil olmak üzere Büyükelçi Jiang ile Türk yetkililer arasında tekrarlanan görüşmeler tertip etmiştir.
Beşer’in derneği aynı zamanda, Çin devlet medyası içeriğini büyük ölçüde, asgari atıfla, bir Türk yayın kimliği altında yeniden yayımlayan Türkçe bir platform olan TurkiyeChinaNews.com’u işletmektedir. Sitenin içerikleri, Doğu Türkistan hakkında Pekin’in mesajlarıyla uyumlu, kalkınma odaklı anlatıları sistematik biçimde yeniden üretmekte ve Uygur soykırımını meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Ulusal Güvenlik Sorunu Olarak Birleşik Cephe Çalışması
Birçok ülkede istihbarat servisleri ve savcılar, Birleşik Cephe bağlantılı ağları, gizli siyasi bağışlardan ve yetkililerin devşirilmesinden diaspora topluluklarına yönelik faal casusluk operasyonlarına kadar uzanan doğrudan ulusal güvenlik tehditleri olarak tanımlamıştır.
Örneğin, Birleşik Krallık’ta MI5, Ocak 2022’de avukat Christine Lee’yi UFWD adına “siyasi müdahale faaliyetlerine bilerek katılan” bir ajan olarak adlandıran resmi bir müdahale uyarısı yayımlamıştır; bu, bir İngiliz güvenlik kurumunun kuruluşu kamuoyu önünde ilk kez adıyla anmasıdır. Kasım 2025’te MI5, Çin istihbarat mensuplarının milletvekilleri, düşünce kuruluşu analistleri ve devlet yetkilileriyle uzun vadeli ilişkiler geliştirmek amacıyla LinkedIn profillerini geniş ölçekte kullandığına dair yeni bir uyarı daha yayımlamıştır. Bunun ardından Birleşik Krallık hükümeti, İngiliz siyasetine yönelik yabancı mali müdahaleye ilişkin bağımsız bir inceleme başlatılmasını emretmiştir.
Türkiye de bu örüntünün dışında kalmamıştır. Şubat 2024’te Türk istihbaratı (MİT), Çin istihbarat servisleri adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle İstanbul’da altı kişiyi gözaltına almıştır. Bu kişilerin, Türkiye’deki önde gelen Uygur toplum liderleri ve Uygur örgütleri hakkında sistematik biçimde bilgi topladığı belirtilmiştir. Sanıklardan Memeteziz’in, Pekin ve Suudi Arabistan’daki Çinli irtibat görevlilerinden ödeme aldığı ve önde gelen bir Uygur din adamına yakınlaşarak bilgi toplamakla görevlendirildiği bildirilmiştir. Mayıs 2025’te MİT, daha karmaşık bir ağı daha ortaya çıkarmıştır. İstanbul, İzmir ve Bursa dahil beş şehirde, hem Uygur muhaliflerin hem de Türk hükümet yetkililerinin iletişimini ele geçirmek amacıyla meşru baz istasyonu görünümüne büründürülmüş IMSI yakalayıcı cihazlar kullanan yedi Çin vatandaşı tespit edilmiştir. Bu cihazlar “hayalet baz istasyonları” olarak anılmaktadır. Soruşturmacılar operasyonu, Türk topraklarında ortaya çıkarılan teknik açıdan en gelişmiş yabancı casusluk operasyonlarından biri olarak nitelendirmiştir.
Sonuç
Geçtiğimiz on yıl boyunca Pekin, kendi anlatılarını yeniden üretebilen ve görünüşte yerli kanallar aracılığıyla çıkarlarını ilerletebilen siyasi partiler, iş ağları, medya platformları, sivil toplum kuruluşları ve ÇKP yanlısı diaspora figürlerini kapsayan, birbirine bağlı bir nüfuz altyapısı inşa etmiştir. Bu aktörler bir arada, Çin’in Doğu Türkistan’daki soykırımının aklanmasına, Uygur savunuculuğunun marjinalleştirilmesine ve Türkiye’de Pekin’e kamuoyu önünde karşı çıkmanın siyasi ve ekonomik maliyetinin istikrarlı biçimde artırılmasına katkıda bulunmaktadır. ÇKP’nin ticaret, altyapı, medya ortaklıkları ve elit devşirme yoluyla nüfuzu derinleştikçe, Türkiye’nin Uygur anavatanı dışında Uygur siyasi ve kültürel yaşamının en önemli merkezlerinden biri olarak tarihsel rolü aşınmaya devam etmektedir.
Bu aşınma, Türkiye’yi yuva bellemiş yüz binlerce Uygur için doğrudan sonuçlar doğurmaktadır. Türk hükümeti, Çin’in sınır ötesi baskısına karşı etkili mekanizmalar kurarak Uygurların korunmasını güvence altına almalıdır. Ayrıca Pekin’i Uygur soykırımı konusunda kamuoyu önünde karşısına almalı ve Doğu Türkistan’daki vahşetlere son vermesi için Xi Jinping hükümetine baskı yapmalıdır. Türk hükümeti aynı zamanda Türkiye’deki Birleşik Cephe faaliyetlerini soruşturmalıdır. ÇKP’nin anlatısını teşvik ederek ve Türkiye merkezli Uygur aktivistleri ile örgütlerini hedef alarak Çin hükümetinin baskısına ortak olan aktörler de araştırılmalıdır.